|
|
|
İngilizce Güneşli
bir gün Van Kedisi, kuzeni Ankara Kedisi ile duvara tırmanırken
“Vızzzzzzzzzzz” diye bir ses duydular. Ördeklerin arasına bir
ok hızla düştü. Ördeklerin panik ile kaçışmalarından,
etraf tüylerle dolmuştu. Merak eden Van Kedisi ve Ankara Kedisi,
Ördeklerin
uçuştukları yere doğru yavaşça sürünerek yaklaştılar.
Ördeklerin tüylerinin arasında Gamgana’ya ait olduğu belli olan
renkli bir tüy ve not, yere saplanan okun üzerinde gördüler. Notta: “Sevgili
dostlarım, sizin yaşadığınız yerleri görmek
isteyen bir kanguru yavrusuyla yakında ziyaretinize geleceğim” diyordu. Çiftlik
hayvanları bu notu okuyunca çok sevinmişlerdi. Uzun zamandır çiftliği
ziyaret etmeyen Gamgana’nın gelecek olması ayrı bir heyecan
katmıştı. Gamgana
yine Afrika’dan, Avrasya’ya göç eden sürüden ayrılarak,
Avustralya’ya kadar uçmaya karar vermişti. Daha öncesinde de bir kere
Avustralya’ya kadar uçmuştu ve orada dostlar edinmişti. Tüm
yolculuklarını bu dostlarına anlattı ve bilhassa Çanakkale’de
edindiği dost Kelaynaklardan, Mehmet Kirpi’den, Mıncık’dan
ve tüm çiftlik hayvanlarından sıkça bahsetti. Çanakkale
tarihini anlatırken, Gamgana oradaki hayvanların atalarının
da savaştığını öğrenmişti. Çanakkale’nin
tarihini merakla dinleyen kanguru torunlarından yavru bir kanguruya, bir
dahaki göçünde onu da yanında Çanakkale’ye götürme sözü vermişti.
Amable
adındaki bu yavru kanguru da
Seyahatten önce Çanakkale’ye gitmek isteyen arkadaşlarıyla sürekli mektuplaşıyordu. Böylelikle Çanakkale’de buluşabileceklerdi. En yakın arkadaşı Yeni Zelandalı Coco Koala idi. Coco, Çanakkale'ye gemi ile gidiyordu. Gemiye bindiğinde, arkadaşının gelememesine üzülmüştü. Ancak şimdi Amable, Gamgana ile birlikte daha hızlı
gidecekti. Annesi özenle hazırlayıp, katladığı paraşütü
küçük kesesine koymuştu. Gamgana’nın gelmesini
sabırsızlıkla bekliyordu. Bekleyişi fazla sürmedi. Ufukta
görünen Gamgana, zarif bir şekilde sol kanadını hafifçe yatırarak,
inişe geçmişti. Kelaynaklardan öğrendiği uçuş
tekniklerini ve tepeden kuş bakışını, her zaman olduğu
gibi Sydney’e inerken de kullanmıştı. Opera binasının
üzerinden geçerken denizde yüzen balıkları selamladı. Bu
arada, önceden hazırladığı okunu ineceği yere
atmıştı. Oku gören diğer hayvanlar da Gamgana’nın
ineceği yere toplandılar. Anzak kayıplarını anmak için inşa edilmiş olan, Anzac War Memorial anıt binasının önündeki havuzun bahçesine indi.
Amable, daha önceden anlaştıkları bu buluşma yerinde
bekliyordu. Gamgana’nın zarif inişini görünce hoplaya hoplaya
yanına kadar gitti. Annesi de peşinden yetişmeye çalışıyordu.
O
akşam Amable için uğurlama partisi yaptılar. Herkes onu uğurlamak
için partiye geliyordu, çünkü Çanakkale onlar ve
ataları için değerli bir yerdi. Parti, barış sembolleri
olan, Anzac War Memorial anıt binasının bahçesinde yapılıyordu.
Gamgana,
Amable’ın paraşütünü kontrol etti. Annesi gerçekten güzel bir
paraşüt yapmıştı. Ayrıca kesesine paraşüt ile
beraber en sevdiği bisküvileri ve büyütecini de koymuştu. Amable ertesi gün
yapacağı yolculuk için çok heyecanlıydı. Arkadaşlarıyla
yazıştığı mektupları da yanına almıştı.
Mektupları gören Gamgana sordu: “Bunlar
arkadaşlarının gönderdiği mektuplar mı?” “Evet,
ne zamandır yazışıyoruz. Onlar çoktan yola çıktılar
bile” dedi Amable. “Ne güzel, dünyanın dört bir yanından Çanakkale'de buluşmaya geliyorlar” dedi Gamgana. Amable'de bunu merak ediyordu ve Gamgana’ya sordu: “Peki, ben de arkadaşlarımla orada buluşabileceğim değil mi?” Gamgana cevap verdi: “Tabi
ki buluşabileceksin. Hem belki biz onlardan daha önce varırız.” *** Amable ile Gamgana Çanakkale’ye yaklaştıklarında, komşu toprakların üzerinden geçerken, eski medeniyetlerin kalıntılarını gördüler. Kurak toprakları canlandıran nehirleri gördüler. Şelaleler,
kanyonlar, uçurumlar, vahalar, mağaralar ve gökkuşaklarını
gördüler. Ancak uzak ufuklarda kara bulutlar da vardı. Amable daha önce
bu kadar kara bulutlar görmediği için Gamgana’ya dönerek, “Bizim kıtamızda bu tür bulutlar neden olmuyor?” diye sordu. Gamgana üzgün bir ifade ile cevap verdi: “Bu
gördüğün kara bulutlar savaş bulutlarıdır. Buradakiler
kara bulutlu günleri yaşıyorlar.”
Yaklaştıkça
Amable anladı ki kara bulutların bir kısmının
nedeni, yanan petrol kuyularıydı. Aşağıya baktıkça,
Amable kömür renginde, iskelet gibi evler, ateş ve yanan arabalar gördü. Bu
evlerin ve arabaların kartondan yapıldıklarını
zannetti. Bir anlam veremedi. Yollarına
devam edip Çanakkale’ye yaklaştıkça Amable’nin içine huzur
dolmuştu. Az önce gördüğü kara bulutların kasvetinden
kurtulmuşlardı. Masmavi denizi, yemyeşil Gelibolu ormanlarını,
Boğazın iki yakasındaki ayçiçeği tarlalarını
gördükçe kendini evinde gibi hissetmeye başlamıştı
bile. Çanakkale’ye
yaklaşınca Gamgana, Amable’a paraşütünü hazırlamasını
söyledi. İniş vakti yaklaşıyordu. Heyecanla paraşütünü
takan Amable atlamak için hazırdı. Gamgana onu, Büyük Anıt
Tepesinin üzerindeyken bıraktı.
Bir anda havada boşlukta kalan Amable, çıkartmaya katılan dedeleri gibi, olgunlaştığını hissetti. Paraşütünün ipini çekerek aşağıya doğru süzülmeye başladı. Paraşütü ile süzülerek kısa sürede toprağa yaklaşmıştı.
Küçük ayaklarının
üzerine düşmeden önce içinde hafif bir korku belirse de, yere ayak
basınca bu korku yerini heyecan ve meraka bıraktı.
Telli
Turnalar bir Kanguru'nun paraşüt ile havadan düştüğünü görünce,
Büyük Anıt Tepesine doğru kanat çırptılar. Vardıklarında
yavru bir Kanguru onları bekliyordu. Aralarında konuşan
Turnalar Kanguruya isim bile taktılar. Gülüşerek birbirlerine
"Uçan
Coni Kanguruyu" gördün mü? diyorlardı. Hayvanlar göklerde paraşütle
uçan Kanguruyu izlerken kendilerini de hayal ettiler.
Çocuklarda
paraşüt yapmak istedi,
Prof. Hasan Telli Turna, Kanguruya yaklaşarak: “Sen Gamgana’nın haber verdiği Kanguru musun?” diye sordu. Amable ürkek ve çekingen bir eda ile: “Evet,
ben oyum. Adımda Amable” dedi. “Hoş
geldin Amable, ben Profesör Hasan Telli Turnayım. Korkmana gerek yok,
zaten arkadaşlarınla birlikte olacaksın. Ben sizin rehberiniz
olacağım” dedi. Bu arada, Bursa’dan gelen İpek Böceklerinden birisi, tiz sesi ile bağırarak: “Bakın! Bakın! Denizden de yeni gelenler var” diyerek uyardı. Bütün hayvanlar Büyük Anıt Tepesinden denize doğru baktılar. Biliyorlardı ki, Anzak anma günü yaklaştıkça dünyanın dört bir yanından hayvanlar Çanakkale’ye ziyarete gelirlerdi. Kara'dan, Hava'dan, Deniz'den. O hafta, Çanakkale Boğazı sırtlarına göçmen kuşlar da yerleşiyordu. Aralarında, Fransa’nın savaş yaşamış Normandy bölgesinden gelen, bir misafir Horoz'da vardı. Amable denize baktığında geçmiş tarihinde savaş yaşamış Hawaii'nin Pearl Harbor’undan gelen beyaz Balinalara, Akdeniz Foklarının yol gösterdiğini gördü. Havaya baktığında da ilginç bir olay gördü. Büyük bir Kartal, pençelerinin arasında etrafa bakan bir Rakun ile birlikte onların bulundukları noktaya doğru geliyordu. Amable’ın
sürekli mektuplaştığı bir Kartal vardı, ama bu o
muydu bilmiyordu. Rakun ile beraber Büyük Anıt Tepesine indiklerinde
kendilerini tanıttılar. Lingua Franca konuşan Kartal:
“Ben Sam” dedi. Ardından Rakun yeni gelişen Esperanto’suyla: “Benim
adım Alexander” dedi. Amable,
Kartal’ın mektuplaştığı arkadaşı olduğunu
hemen anladı. Amable Kartala doğru yaklaşarak kendisini tanıttı.
İki arkadaş birbirleriyle hasret giderdiler.
Bu sırada Prof. Hasan Telli Turna ziyaretçileri toplayarak, anlatmaya başladı, “Bu toprakların sahiplerinin bu topraklar için nasıl cesurca savaştıklarını duymuşsunuzdur. Ayrıca bazılarınızın ataları bu savaşlarda can vermişlerdir. Ama unutmayın ki, artık hepsi huzur içinde yatmaktadırlar ve Büyük Komutanımızın dediklerini de sürekli hatırlayınız: "Bu
memlekette kanlarını döken kahramanlar! Prof.
Hasan Telli Turna, Çanakkale’yi anlattığı sırada
uzaklardan “GÜÜÜÜMM” diye bir ses geldi. Amable bu sesin yolculuğu
esnasında üstünden geçtiği kara bulutlu komşu toprakların
istikametinden geldiğini anladı. Çanakkale topraklarında yatan askerlerin
mezarları bu ses ile yerinden oynamıştı. Tüm hayvanlar
buradaki atalarının etrafta kara bulutlu günleri yaşayanlar
varken nasıl huzur içinde yatabileceklerini düşünmüşlerdi. Amable, Turnalara dönerek: “Bize
atalarımızın burada huzur içinde yattığını
söylediler. Ataları savaşlarda ölmüş milletlerin
torunları olarak biz onlardan barışın değerini öğrendik.
Atalarımızın burada huzur içinde yattıklarını
gördük ama anladık ki, uzaklardaki kara bulutlu yerler buradaki barışı
tehdit etmektedir”
dedi. Manyas
Kuş Cennetinden gelen tüm kuşlar aynı anda kafalarını
onaylarcasına salladılar. Çanakkale’deki şehitlikleri ve savaşı iyi
bilen Telli Turnalarda aynı fikirdeydiler. Bu nedenle savaşın
bitip, sulhun başlamasının yüzüncü yılına doğru, barışın
tehlike altında olduğunu tüm dünyaya anlatmaya karar verdiler. Amable kafasını çevirdiğinde yavaşça Gamgana'nın uzaklaştığını gördü. Onun hep orada olduğunu o anda anladı. Gamgana, dostluğun, daimi barışın sağlanması için Çanakkale'ye tüm dünyadan daha çok destek getireceğini vaat etti ve el sallayarak uzaklaştı. "Yurtta Sulh, Cihanda Sulh." Mustafa Kemal Atatürk ***
|
|
|