Yukarı Tıklayınız

 

Baş Horoz Çanakkale'de bir öğretmendi.

Denizli'den gelen ataları gibi görevini çok ciddiye alırdı. 

Yeni nesli bu zor dünyada yetiştirmek onun hayatını adadığı en değerli vazifeydi. 

İsterdi ki çocuklar iyi dinlesin. 

Kahvaltıdan sonra çok sabırlı olan Baş Horoz tüm geçmişte olan bitenleri anlatmaya başladı; 

Bir varmış, bir yokmuş, kara bulutlu günler gelmeden önce bu çiftliğin sahibi Çiftçi Hamdi'nin bazı sorunları varmış.  

Çiftçi Hamdi, bu sorunları pek çözemiyordu. Çevredeki çiftliklerle teması da yoktu. Çocukları da pek yardım etmiyorlardı ona, çünkü hep gözlük ve şapka almakla meşgullerdi. Eşi de her zaman çiftçinin sözünü dinlediği için ona fikir veremiyordu.

Komşu çiftçiler, Çiftçi Hamdi'ye göre daha tecrübeli olmalarına rağmen, o her şeyi kendisinin daha iyi bildiğini zannederdi. Problemlerine ileride çözüm bulunca, diğer çiftçilerin onu örnek alacaklarını düşünürdü. Güçlü bir çiftçiydi ama biraz kendi dünyasında yaşardı. Hayvanlar onun bu çiftliği doğru dürüst yönetebileceğinden endişe duyarlardı.

 

KOMŞU ÇİFTÇİLER

 

CiftciEsi.jpg (472841 bytes)

Ciftci2Keci.jpg (16710 bytes)

CiftciCc.jpg (27032 bytes)
KadinTarla.jpg (45536 bytes) ElmaAgacMerdiven.jpg (35259 bytes) KadinElma.jpg (30565 bytes)
Odun.jpg (36858 bytes) Kiz.jpg (31967 bytes) Kiz2.jpg (50287 bytes)

  Herkesçe de bilinirdi ki bu çiftçiler etraflarına 
çok daha fazla duyarlı ve hassaslardı.   

Az öncede bahsettiğim gibi komşu çiftlik sahipleri Hamdi Çiftçi’den daha ileri görüşlüydüler. Onlar detaylar içinde kaybolmazlardı. Her an her şeyi görüp, düşünebilirlerdi. Başları da dönmezdi.

Bu komşu çiftçiler, iyi günleri de, kötü günleri de görmüşlerdi (su baskınları, depremler, toprak kaymaları, fırtına, orman yangınları v.b.). Korkutucu fırtınalı günlerde çok sayıda arkadaşlarını ormanlarda ve denizlerde kaybetmişlerdi. O yüzden hava durumunu iyi takip etmeleri gerektiğini bilirlerdi. Yanlarında hep harita ve pusula taşırlardı. Yıldızları iyi tanırlardı ve akşam yollarını bulabilirlerdi. Bulutlardan da iyi anlarlardı. Olaylara yukarıdan bakmak, çözümlere ulaşmalarında her zaman yardımcı oldu. Bu kazandıkları bilimi aralarında paylaşırlardı. Ama Hamdi bazı sorunlarını çözemiyordu, çünkü komşu çiftliklerle iyi iletişim kuramamıştı.   

ÇİFTLİKTE 4 MEVSİM VE HAVA DURUMU

( Buraya Tıklayınız )

Ayrıca, Çanakkale Boğazındaki iki Kale’ye yakın otururdu bu komşu çiftçiler. Kale’den haberler onlara daha hızlı gelirdi. Kale’deki gözcüler ile hep beraber havayı, karayı, denizi takip ederlerdi. Etraftaki köy halkıyla da temasları vardı ve tüm çiftçilerin ve hayvanların ihtiyaçlarına daha duyarlıydılar. 

Hava durumunu herkese bildirebilmek için yüksek bir direğe her gün bayrak asarlardı. Yeşil renkli bayrak asıldığında, deniz ve karada hiçbir tehlike yok anlamına gelirdi. Fırtınalı ve tehlikeli günlerde bayrak kırmızı olurdu, rüzgarlı günler mor, güneşli günler sarı, yağmurlu günler koyu mavi ve bulutlu günler açık pembe olurdu. 

 

Hamdi çiftlikte ilgilenmesi gereken önemli konularla ilgilenemiyordu

Fakat Hamdi, hep yanlış zamanda yanlış şeylerle meşgul olurdu. Diğer çiftçilere nazaran evinin çatısına çok önem verirdi. Ama çatısında problem yoktu. Çatısını lüzumsuz yere tamir eder ve korumakla vaktini geçirirdi. Hamdi Çiftçi, karlı bir günde çıkmaması gerekirken dama çıktı ve nasıl daha iyi bir şekilde koruyabilirim diye uzun uzun düşündü. Bu arada ayağı kayıp damdan "KÜT" diye düştü.

Hamdi'nin her türlü bahçe aletleri vardı. Bu aletleri odunlarla beraber aynı kulübede tutardı. 

 

Kurek3.jpg (30230 bytes)

Eldiven.jpg (43614 bytes) GunesTarla.jpg (35386 bytes) ElArabasiBarrow.jpg (32719 bytes)
Tirmik.jpg (27230 bytes) Hortum.jpg (33795 bytes) Sulama2.jpg (33761 bytes) Kova.jpg (38805 bytes) KarCiftci.gif (12295 bytes)
Kurek.jpg (31489 bytes) GulDikiliyor.jpg (29464 bytes) Merdiven.jpg (23095 bytes)

  

Yaprakların sonbaharda dökülmesine rağmen, Hamdi Çiftçi bu tırmığını ilkbaharda yaprakları toplamak için kullanmaya çalışırdı. 

 

Bu alet kulübesi bir gün Hamdi'nin hayatını kurtardı. Nasıl mı? 

Bu arabaya kilitlenip içinde kaldı.

 

Kendisi bu arabada kilitli kaldıktan sonra, ailesi ve yakınları kurtaramadı. Kapıları çektiler, tekmeler attılar.

Ama bu alet kulübesindeki bu baltayla kurtardılar.

Arabanın tüm camları kırıldı. Hamdi çok memnun oldu kurtulduğuna fakat hayvanlar o günden beri hep merak ettiler, kendisini koruyamayan bir çiftçi nasıl çiftliği iyi koruyabilirdi. Güvende olup olmadıklarından o günden itibaren şüphe duydular.

 

Korkuluk.jpg (27053 bytes)

En rüzgarlı günlerde diğer çiftçiler damlarına çıkmazlardı ama Hamdi kuşları kovmak için korkuluk koymaya çalışırdı damına. Böyle bir günde, korkuluk ile beraber "KÜT" diye damdan düştü. 

Hatta, yağmurlu bir günde dama çıkıp tepeden pencereleri silmeye çalıştı. Arkadan da bahçeye inip şemsiyesini açarak çiçekleri suladı.

Güneşli günün birinde plastikle kaplamaya çalıştı damını, fakat plastik sıcaktan eriyip ellerini yapış yapış yaptı.

Bir keresinde dolu yağarken fırfır pervane takmaya çalıştı damına. O gün tüm çabalarına rağmen damını koruyamadı. Dolu nedeniyle kaygan olan çatıdan kaydı, neyse ki, bu sefer ucuz atlattı. Damın kenarındaki kancaya takıldı ve yere düşmekten kurtuldu. Fakat, kancada gün boyu asılı kaldı. 

Van kedisi onu görünceye kadar Hamdi, tüm gün kanca üstünde sallanarak kaldı. Bu durumu diğer çiftçiler hiç unutmadı. 

Devamlı olarak günlerini damını "Nasıl koruyacağım" diye düşünerek geçirirdi. Damını örter, kapar, yeniden örter, yeniden kapar, açar, sürekli üzerinde uğraşırdı. Günler böyle geçerdi. 

Damını daha iyi korumak için farklı örtme şekilleri denerdi ve geceleri bazen damda çadır kurup içinde yatardı.

Tente ile meşgul olmaktan yıldızların pırıltısını göremezdi. Çadır içinde uyurken serin hava yüzüne esmezdi. Yağmur damlaları saçlarının arasına hiç girmezdi. Bazı akşamlar çadırı da korumak için şemsiyeleri çadırın etrafına dikip çatıdaki kancalara sağlamca bağlamaya çalışırdı.

Bir kerede fırtınalı havada rüzgar çadırı bir hamak'a çevirdi. Çiftçi Hamdi bunun içinde düğümlendi kaldı. Bu seferde komşu çiftçiler sayesinde kurtuldu.

 

 

Ertesi hafta da pek iyi geçmedi. Damdaki yaprakları temizlemeye çalışırken elindeki tarak ile damdan düştü ve tüm hafta alnından çenesine kadar siyah çizgi şeklinde bir yara ile dolaştı. O gün gözlerini koruyabilmek için çocuklarının güneş gözlüklerinden birini deniyordu. Tabii, pek iyi göremeyince iyi de düşünemedi ve yine düştü. 

Ayrıca, nazar değmesin diye çiftliğin çevresine yüksek bir duvar ördürtmüştü. Kimsenin damını görmesini istemezdi. 

Nasılsa beyaz Van kedisinin damında dolaşmasına müsaade ederdi. (Herhalde kedi olunca kuşlar, sincaplar ve fareler damının üzerine çıkamaz diye düşünürdü ama Van kedisi hepsiyle arkadaştı.)

Hamdi, çatısı ile kafasını bozmuştu ve çiftlikte ilgilenmesi gereken önemli konularla ilgilenemiyordu.

Hamdi, sabahtan akşama kadar damıyla meşgulken, çiftlik etrafında çok daha mühim olaylar cereyan ediyordu.

Fakat Hamdi her gün düşünüp dururdu, "Nasıl o damı daha iyi örtebilirim." diye.

Öbür çiftçiler kendi dertlerini ona anlatmak isterlerdi. İşbirliği de yapmak isterlerdi. Ama hep görürlerdi ki Hamdi kendi damıyla uğraşıyordu.  

İner çıkar. İner çıkar.

KadinKirmiziSuzlu.jpg (22948 bytes) Sapka11.jpg (2278 bytes) Sapka12.jpg (20489 bytes) Sapka15.jpg (185692 bytes)

Dediğim gibi, çocukları da pek yardım edemiyordu çünkü hep gözlük ve şapka almakla meşguldüler. 

Ama tüm aile lolipop'u çok severdi.

 

Bir gün iyi dans eden Yengeç ve kuş dayanamayıp güneş gözlüklerini denediler. 

Fakat onlarda iyi göremeyince, iyi düşünemediler.

 

 

Hamdi bir gün damdayken "GÜÜÜÜÜÜM" diye bir ses geldi. Sanki çiftliğin altı oyuluyor gibi ürküten bir sesdi.

Kıyamet günü başlayacakmış gibi uzaklardan gelmişti ses.

Taşlar ve temeller yerinde duruyordu. Ama sanki birileri yerinden oynatmaya çalışıyordu.

Ayrıca, o gün tuhaf başka şeyler de olmuştu. Fosfor renkli bir Bukalemun çiftliğin etrafında elinde bir teleskopla yürüyordu. 

Çiftçi Hamdi fark etmemiş, ama Keçi görmüştü. Bu devamlı renk değiştiren Bukalemun bir ağaca yaklaşıp gizlendi. 

Keçi merak edip yaklaşınca Bukalemun yok olmuştu. Van kedisi de damdan görmüş ve diğer hayvanlara anlatmıştı. Bukalemun, Göl bölgesinde Kunduzun evine doğru hızlıca kaçmıştı.

Ertesi sabah hayvanlar ağacın etrafına toplandı.

Bukalemun bir kağıt parçasını ağacın üzerine çakmıştı. Üzerinde "ZON DIŞI ÇİFTLİK" yazıyordu.

Hayvanlar hoşlanmamıştı bu paçavra kağıttan. Tam anlamamışlardı ne demek olduğunu. 

Bildikleri bir tek şey vardı. Asırlardır bu çiftlik hiç "ZON DIŞI" olmamıştı.

Çiftçi yazıyı görünce pek ilgilenmedi. Hayvanlar huzursuz olmak üzereyken, Kale'den Kasketli Karıncalar geldi.

 

 

 

  

Yine tuhaf bir şey olmuştu. Bu esnada Kale'ye yakın oturan bir genç Karınca keşif yürüyüşüne çıkmıştı.

Mıncık tüm karıncalardan çok farklı bir karıncaydı. Çok meraklıydı. Yeni şeyleri keşfetmeyi de çok severdi ve her gün keşif için vakit ayırırdı. 

Surat7.gif (40455 bytes)

Mıncık  

Evi hem Kale’ye hem sahile yakındı ve bir metre toprağın altındaydı. Bu topraklar Mıncık'ın ailesini soğuk kış günlerinde korurdu. Artık sonbahar bitmişti ve kış başlıyordu.

Karıncalar akıllarını çok iyi kullanırlardı. Her şeyi bilim üzerine yaparlardı. Bilhassa çiftliklerini ve yumurtalarını korumak için akla gelen her şeyi yapmaya hazırlardı. Tehlikeli durumlarda Kasketli Karıncalarını iyi dinlerlerdi.

Bu Mıncık isminde ki karınca o tarihi kara bulutlu günlerin yaklaştığı günlerde Çanakkale'de yaşardı. Her gün çok sevdiği Çanakkale'nin güzel ormanlarını gezerdi. 

Buyutec2.gif (8740 bytes)

Yanına bazen bir büyüteç alırdı.

Surat6.gif (27632 bytes)

Aynı zamanda çok aceleciydi. Yemek yerken yutabileceğinden fazlasını ısırırdı. Daha yavru karıncayken, yürümeyi tam bilmeden koşmak isterdi. Çok yükseklere zıplamayı denerdi hep. Her gün yeni bir tünel veya çamur yol keşfetmek isterdi. 

Çiftliği çok severdi. Hep güzel şeyler düşünürdü. Gelecek karınca nesilleri huzur ve mutluluk içinde yaşasın isterdi. Küçüktü, ama büyük düşünürdü. 

Oda bütün Karıncalar gibi çok çalışkan olmak isterdi. 

Meraklı olduğu için ailesi onu hep merak ederdi, ama ailesine nereye gittiğini her zaman söylerdi. Bazı günler kayalıkların üzerine çıkıp saatler dururdu, mis gibi temiz deniz havasını küçük ciğerlerine doldururdu.   

Bir gün farklı bir yoldan giderken tuhaf bir çekirdek buldu. Deniz kabukları, yapraklar, taşlar, değişik kum parçaları ilgisini çekerdi. Onları toplarken kare şeklinde turuncu çekirdek gözüne çarptı. Neredeyse her ilgisini çeken şeyi evine taşırdı ve toprak odası tepesine kadar dolardı. 

"Evet, çok ilginç bu turuncu çekirdek" diye düşündü. Ellerinde döndürdü. Tak tak vurdu. Kokladı. Üzerine bile çıktı. Tabii ki onu da evine götürdü.

Ertesi gün Mıncık yine yola çıkarken annesine bulduğu çekirdeği gösterdi.

"Ne güzel, turuncu bir çekirdek" dedi annesi.

"Belki ben bunu dikersem çok güzel turuncu bir çiçek çıkar" diye düşündü heyecanla Mıncık.

O arada kardeşi geldi "Artık kış oldu, bizim bildiğimiz çiçekler bu zamanda pek yetişmez" dedi.

Mıncık çok düşünen bir karıncaydı. "Ben yine de dikeyim" diye düşündü. Çok sevdiği bir tünel çıkışına dikti. Her gün biraz vakit ayırıp suladı. Kendini çekirdeğe karşı sorumlu hissetti.

O gün eve dönerken yolda bir anahtar buldu. Rengi bir tuhaftı. Üzerinde de garip garip çizgiler vardı. Tabii ki onu da evine götürdü. 

Babasına gösterdi.

"Evet, Mıncık bende böyle bir  anahtarı hiç görmemiştim" dedi babası. "Belki çiftçilerden biri düşürmüş olabilir. Ben bir soruşturayım" dedi.

Akşamüstü Babası Baş Horoz'a gitti. O arada komşu çiftlikten akrabaları ziyarete geldi. "Bakın Mıncık bugün ne bulmuş" dedi babası.

Horozlar hayret içinde kaldı. Aniden kanatlarını çırpmaya başladılar. Baş Horoz, anahtarı alıp hemen Kale’ye götürdü.

Kale o sıralarda çok hareketliydi. Açgözlü düşmanlar yaklaşıyordu.

 

   

  

     
     

 


© 2008 Çanakkale Çiftliği
Her Hakkı Saklıdır
Atatürk Günlüğü | Kriweb Hosting